Danıştay Kararı

Maden İşletme İzinleri ve İhale Süreçleri Üzerine Danıştay Kararı

📜 Danıştay Karar Künyesi

13. Daire – 2022/5022 – 2023/4302 – 25.10.2023


🔎 Karar Özeti

Danıştay, mülkiyeti Hazineye ait taşınmazın satışına ilişkin yapılan ihaleyi, davacı şirketin uyarılarına rağmen hukuka uygun bulmuş ve dava açma süresinin geçirildiğini belirterek, temyiz talebini reddetmiştir. Davanın, idari işlemin ilgilisine bildirilmeden açılması nedeniyle süre aşımına uğraması sonrasında, ihale sürecinin geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.


Karar İçeriği

T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2022/5022 Karar No:2023/4302 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …Madencilik A.Ş. VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF :1.(DAVALI) …Bakanlığı … VEKİLİ : Av. … 2.(DAVALI) …Valiliği – … 3.(DAVALI YANINDA MÜDAHİL) … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : …İdare Mahkemesi’nin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, Bilecik ili, Merkez ilçesi, …Köyü hudutları dahilinde sahip olduğu “II-A grubu maden işletme ruhsatı ve işletme izni” sahası sınırları içerinde yer alan …ada …parsel sayılı taşınmazın 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca açık teklif usûlüyle satışa çıkarılmasına ilişkin …tarih ve …sayılı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü işleminin ve anılan karar uyarınca 26/01/2022 tarihinde gerçekleştirilen söz konusu taşınmazın satışına ilişkin ihalenin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; uyuşmazlığa konu taşınmazın, davacı şirketin Bilecik ili, Merkez ilçesi, …Köyü sınırları dahilinde sahip olduğu II-A grubu maden işletme ruhsatı ve işletme izni sahası içerisinde yer aldığı, ihaleden önce 23/07/2020 tarihli Bilecik Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yazısıyla Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden görüş istenildiği, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce 08/09/2020 tarihli yazı ile, “Genel Müdürlüğümüzde verilen ruhsat sahaları içerisinde bulunan mülkiyeti Hazineye ait arazilerin, başka şahıs, kurum ve kuruluşlara kiralama, tahsis ve satışlarının söz konusu olması durumunda bu işlemler yapılmadan önce ruhsat sahiplerinin bilgilendirilerek, maden ruhsatlarının kanunlardan gelen haklarının muhafaza edilmesi gerekmektedir.” yönünde görüş bildirildiği, Mahkemelerinin 29/04/2022 tarihli ara kararıyla Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne, dava konusu taşınmaz için verilen 08/09/2020 tarihli görüşün Maden Yönetmeliği’nin 116. maddesi uyarınca verilip verilmediğinin sorulduğu, 17/05/2022 tarihli cevabi yazıda, söz konusu görüşün Maden Yönetmeliği’nin 116. maddesi kapsamında olduğunun belirtildiği, söz konusu alanda maden işletme ruhsatı sahibi olan davacının satış ihalesi öncesinde bilgilendirildiği, Hazinenin mülkiyet hakkından doğan yetkileri kullanılarak uyuşmazlığa konu taşınmazın satışının gerçekleştirildiği; Ayrıca davacı tarafından, uyuşmazlığa konu taşınmazın maden işletme ruhsatı sahası içerisinde olması nedeniyle mülkiyetin müdahile devri sonucunda çalışmalarının sekteye uğrayacağı ileri sürülmüş ise de, söz konusu taşınmaz satışının davacının madencilik faaliyetlerinin kısıtlanması sonucunu doğurmadığı, Hazinenin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını kullanmasını engelleyecek bir durumun bulunmadığı, dosya kapsamında yer alan kurum görüşlerinde de taşınmazın satışı hususunda olumsuz bir görüş bulunmadığı, nitekim davacı tarafından da ruhsat sahası içerisinde madencilik faaliyetinin engellendiğinin somut olarak ortaya konulamadığı; Bu durumda, uyuşmazlığa konu taşınmazın yer ve tahmini bedel tespitinin yapıldığı, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü dahil olmak üzere ilgili kamu kurumlarının uygun görüş ve onayları ile usûlüne uygun olarak ihaleye çıkıldığı, katılımın ve rekabetin artırılması amacıyla gerekli ilanların yapıldığı ve ihalenin en yüksek teklif sunan müdahil … üzerinde bırakılarak satışın gerçekleştirildiği dikkate alındığında, dava konusu taşınmazın satışa çıkarılmasında ve usûlüne uygun olarak gerçekleştirilen ihalede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, satışa çıkarılan uyuşmazlığa konu taşınmazın, sahip olduğu II-A grubu maden işletme ruhsatı ve işletme izni sınırları içerisinde bulunduğu, Maden Yönetmeliği’nin 116. maddesi uyarınca taşınmazın satışından önce Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden görüş alınmasının zorunlu olduğu, uyuşmazlığa konu taşınmaz için Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden mevzuatın öngördüğü şekilde uygun görüş alınmadığı, dosyada yer alan görüş yazısının genel nitelikli olduğu, güncel olmadığı, söz konusu görüş yazısında satış yapılmadan önce ruhsat sahibinin bilgilendirilmesi gerektiği belirtildiği hâlde tarafına herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı, ihaleden, ihaleye davet yazısı ile haberdar olduğu, dava konusu ihale ile maden işletme ruhsatından kaynaklanan haklarının ihlâl edileceği, satışa çıkarılan taşınmaz patlamalı madencilik faaliyetinin etki mesafesinde olduğundan üretim faaliyetlerinin kısıtlanacağı, kamunun devlet hakkı payının azalacağı, satış işleminde kamu yararı bulunmadığı, taşınmazın özel mülkiyete geçmesi durumunda ruhsat hukukundan kaynaklanan hakları devam etmekle birlikte söz konusu taşınmazın kullanabilmesi ancak mülk sahibinin izni ile mümkün olabileceğinden tarafların anlaşamaması hâlinde mevzuat gereği taşınmazın kamulaştırılması gerekeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından, temyize konu kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. Davalı Bilecik Valiliği ve davalı yanında müdahil tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı şirket, Bilecik ili, Merkez ilçesi, …Köyü hudutları dahilinde “II-A grubu maden işletme ruhsatı ve işletme izni”ne sahiptir. …tarih ve …sayılı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü kararı ile, aralarında davacı şirketin söz konusu maden işletme ruhsatı ve işletme izni sahası içerisinde kalan …ada …parsel sayılı taşınmazın da bulunduğu mülkiyeti Hazineye ait bir kısım taşınmazın 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca açık teklif usûlüyle satışa çıkarılmasına karar verilmiştir. Bilecik Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün …tarih ve …sayılı ihale onayı ile, mülkiyeti Hazineye ait söz konusu taşınmazın (Bilecik ili, Merkez ilçesi, …Köyü’nde bulunan …ada …parsel sayılı) 2886 sayılı Kanun’un 45. maddesi uyarınca açık teklif usûlüyle satışı kararlaştırılmıştır. İhale onayı üzerine, ihale ilanı Bilecik’te yayımlanan bir yerel gazetede 10/01/2022 ve 17/01/2022 tarihlerinde yayımlanmış, ilanlarda ihalenin Bilecik Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nce 26/01/2022 tarihinde gerçekleştirileceği bilgisine yer verilmiştir. Davacı şirket, 26/01/2022 tarihinde gerçekleştirilen dava konusu ihaleye ihale bilgilerini de içeren (ihale tarihi, saati, ihalenin gerçekleştirileceği yer, muhammen bedel vs.) …tarih ve …sayılı yazı ile davet edilmiş, söz konusu yazı aynı gün (10/01/2022) davacı şirkete tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine davacı şirket, 12/01/2022 tarihli dilekçe ile, …ada …parsel sayılı taşınmazın, sahip oldukları maden işletme izni ile çakıştığından bahisle dava konusu ihalenin iptal edilmesi istemiyle ihaleyi gerçekleştiren idareye başvurmuş, söz konusu başvuru idarenin …tarih ve …sayılı işlemi ile reddedilmiştir. 26/01/2022 tarihinde davaya konu ihale gerçekleştirilmiş, davacı şirket ihaleye katılmamış, 28/01/2022 tarihli ihale komisyonu kararı ile ihale müdahil …’ün üzerinde bırakılmıştır. Davacı şirket 03/02/2022 tarihli dilekçe ile, ruhsat hukukundan kaynaklanan haklarının muhafaza edilmesi hususunda irtibata geçmek ve bilgilendirmelerde bulunmak için davaya konu ihaleyi kazanan kişi/kurum bilgilerinin taraflarına verilmesi istemiyle ihaleyi gerçekleştiren idareye başvurmuş, anılan idare … tarih ve …sayılı yazı ile söz konusu ihalenin müdahil …’ün üzerinde bırakıldığını davacı şirkete bildirmiştir. Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 11. maddesinde, ilgililer tarafından idarî dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılmasının, geri alınmasının, değiştirilmesinin veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idarî dava açma süresinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idarî dava açma süresini durduracağı kurala bağlanmıştır. 2577 sayılı Kanun’a 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı; 2. fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde Kanun’un 11. maddesinin uygulanmayacağı kural altına alınmıştır. Anılan Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde, dava dilekçesinin, süre aşımı yönünden inceleneceği; altıncı fıkrasında, süre aşımı hususunun davanın her safhasında dikkate alınacağı; “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, süre aşımı bulunan hâllerde davanın reddedileceği kuralına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun’un aktarılan hükümlerinin değerlendirilmesinden, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usûlüne tâbi olduğu, bu usûle tâbi olan uyuşmazlıklarda dava açma süresinin otuz gün olduğu ve dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamında yapılacak bir başvurunun işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmayacağı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 125. ve 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesinde, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala bağlanmak suretiyle dava açma süresinin başlamasında “yazılı bildirim”in esas alınması öngörülmüş olup, hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından, idarî işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılabilir biçimde bildirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen, dava açma süresinin hesabında bildirim yerine ilanın esas alınarak sürenin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamasına ilişkin kural, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı açılan idarî davalara yöneliktir. Düzenleyici işlemler dışında kalan bireysel nitelikteki idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda ise, dava açma sürelerinin hesabında, işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte, özellikle idarenin tesis ettiği işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. Bu itibarla, ihale kararı, ilanı gereken düzenleyici işlem olmadığından dava açma süresinin ilanla başlamayacağı ve yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı dikkate alındığında, davanın, ilan veya ihale tarihinden itibaren değil, ihaleden haberdar olunduğu ve öğrenme tarihi olarak belirtilen tarihi izleyen günden itibaren süresi içinde açılıp açılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin 26/01/2022 tarihinde gerçekleştirilen dava konusu ihaleye ihale bilgilerini de içeren …tarih ve …sayılı yazı ile davet edildiği ve ihaleye davet yazısının aynı gün davacı şirkete tebliğ edildiği görüldüğünden, davacı şirketin, davaya konu ihalenin 26/01/2022 tarihinde gerçekleştirileceğinden haberdar olduğu anlaşılmakta olup dava açma süresinin en geç 26/01/2022 tarihini izleyen günden itibaren başladığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, 26/01/2022 tarihini izleyen günden itibaren otuz günlük dava açma süresi içinde ve en geç 25/02/2022 tarihinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 07/03/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası incelenerek verilen davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın reddi yolundaki …İdare Mahkemesi’nin …tarih ve E:…, K:…sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. Dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine, 6. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 25/10/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY: Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa’nın 125. maddesinde de, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin “yazılı bildirim” tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. 20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usûlü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin “altmış gün” olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır. Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usûlünden farklı olarak, gerek dava, gerekse temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usûlü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usûlünde dava açma süresinin “otuz gün” olduğu ve bu Kanun’un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar da ivedi yargılama usûlünün uygulanacağı işlemler arasında sayılmıştır. Genel yargılama usûlünün uygulandığı uyuşmazlıklarda, ilgililere dava açmadan önce, 2577 sayılı Kanun’un 10, 11, 12 ve 13. maddeleriyle “idari başvuru” seçeneği getirilmişken, ivedi yargılama usûlünün uygulandığı işlemlere karşı doğrudan dava açma zorunluluğu getirilmiş ve 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca yapılacak idari başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen, uyuşmazlığın ivedi yargılama usûlüne tabi olduğu, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca itirazda bulunmasının dava açma süresini durdurmayacağı, doğrudan dava açması gerektiği bildirilmeyen ilgililerin hangi yargılama usûlünün uygulanacağı ve hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlâl eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir. Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usûl kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tâbi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir. Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklanan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, ayrıca uyuşmazlığın genel yargılama usûlüne mi yoksa ivedi yargılama usûlüne mi tâbi olduğu noktasında tereddüt yaşamaları olası bulunduğundan, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil, açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tâbi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Diğer taraftan, Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen, hangi kanun yolları ve mercilere başvurulacağının ve sürelerinin belirtilmesi zorunluluğunun bütün idari işlemler için değil, kişilerin haklarını, özgürlüklerini veya menfaatlerini zedeler nitelikte olan ve yazılı olarak ilgilisine bildirilen işlemler için geçerli olduğunun kabul edilmesi gerekir. İhale ilanları ve ihale şartnameleri yapılacak olan ihaleye katılım ve yeterlik kurallarını düzenleyen bir işlem olduğundan başvuru yolları ve süresinin belirtilmesini zorunlu kılan bir özelliğe sahip değildir. Olayda, davacı şirketin, 26/01/2022 tarihinde gerçekleştirilen dava konusu ihaleye ihale bilgilerinin de yer aldığı …tarih ve …sayılı yazı ile davet edildiği ve söz konusu ihaleye davet yazısının aynı gün davacı şirkete tebliğ edildiği anlaşıldığından, davacı şirketin davaya konu ihalenin 26/01/2022 tarihinde gerçekleştirileceğinden haberdar olduğunun kabulü gerekmekte olup dava konusu karara karşı dava açma süresinin, 26/01/2022 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı açıktır. Bu itibarla, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu ve dava açma süresinin otuz gün olduğu, uygulanan bu usûlde idareye yapılan başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı yolunda kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacının, açacağı davada hangi yargılama usulüne tâbi olduğu noktasında tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel dava açma süresinin değil, genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği, davanın ihale tarihinden (26/01/2022) itibaren altmış günlük genel dava açma süresi içerisinde (07/03/2022) açıldığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın süresinde açıldığı kabul edilerek, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik temyiz istemi hakkında inceleme yapılarak esastan karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir