Arama Tanıklarının Eksikliği ve Hukuka Aykırı Arama Delilleri
Ceza muhakemesi hukukunda arama işlemleri, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine önemli müdahaleler içerir. Özellikle konut, işyeri gibi kapalı alanlarda yapılan aramalarda, işlemin güvenilirliği ve delillerin geçerliliği açısından sıkı usul kuralları uygulanır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesi, savcı hazır değilse arama sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulunmasını zorunlu kılar. Bu kişiler arama tanığı olarak adlandırılır ve aramanın başından sonuna kadar orada olmaları gerekir. Arama tanıklarının eksikliği, elde edilen delillerin hukuka uygunluğunu doğrudan etkiler. Son yıllarda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları, arama tanıklarının yokluğunda yapılan aramaların ve bu yolla elde edilen delillerin yargılamada nasıl değerlendirileceğine dair önemli ölçütler getirmiştir. Bu yazıda, arama işlemlerinde tanıkların bulunmaması durumunda doğan hukuki sonuçlar ve uygulamadaki etkileri ele alınacaktır.
Arama Tanığı Zorunluluğu ve Usul Kuralları
Konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde kolluk tarafından yapılan aramalarda, 5271 sayılı CMK’nın 119. maddesi gereği iki arama tanığı bulundurulması şarttır. Bu tanıklar, aramanın başından sonuna kadar hazır bulunmalıdır. Tanıkların varlığı, aramanın tarafsız ve şeffaf şekilde yürütülmesini sağlar. Arama tanıkları sadece ihtiyar heyeti veya komşulardan seçilebilir, kolluk personeli bu görevi üstlenemez. Örneğin, bir apartman dairesinde yapılan aramada savcı yoksa, apartman komşularından iki kişi arama tanığı olarak çağrılır. Bu kişiler aramanın başında hazır edilmeden işlem başlatılamaz. Eğer arama tanıkları güvenlik gerekçesiyle hemen getirilemiyorsa, arama başlamadan önce getirilmelidir ve bu durum tutanağa ayrıntılı olarak yazılmalıdır. Tanıkların aramanın sadece bir kısmında veya sonunda hazır bulundurulması yeterli değildir. Arama tanığı bulundurulması, delillerin daha sonra tartışmasız kabulü ve aramanın tarafsızlığı için önemli bir güvencedir. Bu usul, bireyin özel hayatının ve konut dokunulmazlığının korunmasına da hizmet eder. Pratikte, gece yapılan bir aramada komşuların bulunması zor olabileceğinden, bazen arama işlemi tanık olmadan başlatılmaya çalışılır. Ancak bu durumda, elde edilen delillerin geçerliliği ciddi biçimde tartışmalı hale gelir.
Hukuka Aykırı Arama ve Delil Niteliği
Arama tanığı olmadan yapılan aramalarda elde edilen delillerin hukuki niteliği tartışmalıdır. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, arama sırasında tanık bulundurma zorunluluğuna uyulmazsa, elde edilen delillerin hükme esas alınması genellikle mümkün değildir. CMK’nın 217. maddesi, yalnızca hukuka uygun şekilde elde edilen delillerin dikkate alınabileceğini öngörür. Aynı şekilde, 206. madde de kanuna aykırı elde edilen delillerin reddedileceğini belirtir. Uygulamada, savcı veya hâkim aramaya katılıyorsa arama tanığı gerekmemektedir. Ancak kolluk tek başına arama yapıyorsa ve tanıklar yoksa, bu durum delillerin güvenilirliğini şüpheli hale getirir. Örneğin, bir işyerinde yapılan aramada tanıklar yoksa ve sadece polislerin beyanı varsa, işyeri sahibi daha sonra delillerin sonradan yerleştirildiğini iddia edebilir. Bu tür şüphelerin önüne geçmek için tanıkların varlığı şarttır. Anayasa Mahkemesi 2014/6183 başvuru numaralı kararında, arama tanığı olmadan yapılan aramada elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılması adil yargılanma hakkının ihlali sayılmıştır. Ancak, bazı durumlarda delillerin gerçekliği ve sıhhati konusunda somut bir şüphe yoksa, tanık eksikliğinin yargılamanın adilliğini zedelemediği de kabul edilmiştir. Pratikte, evde yapılan bir aramada sadece muhtarın bulunması ve başka tanık olmaması, elde edilen delillerin geçerliliğini riskli hale getirebilir. Eğer aramada elde edilen deliller dışında başka güçlü deliller varsa, tanık eksikliği yargılamanın sonucunu etkilemeyebilir.
Yargı Kararları ve Uygulamadaki Sonuçlar
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi’nin kararları, arama tanıklarının yokluğunda yapılan aramaların hukuka uygunluğunu değerlendirmede yol göstericidir. Yargıtay, uzun süre arama tanığı eksikliğini şekli bir eksiklik olarak görüp, elde edilen delillerin her zaman hukuka aykırı sayılamayacağını belirtmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararları bu yaklaşımı değiştirmiştir. Özellikle 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 sayılı kararda, arama tanığı olmadan yapılan aramanın sonucu elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılması adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir. Yine 15.04.2015 tarihli ve 2013/2392 sayılı kararda, aramada sadece muhtarın bulunması kanuna aykırı sayılmış; ancak başvurucunun delillerin gerçekliğine itiraz etmemesi ve başka şüphe bulunmaması nedeniyle yargılamanın adil olduğu sonucuna varılmıştır. Son olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.04.2015 tarihli kararında, arama tanığı eksikliği nedeniyle elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı açıkça belirtilmiştir. Günlük hayatta, polis ihbar üzerine bir evde arama yaparken komşulardan iki kişiyi bulundurmazsa, sonradan elde edilen deliller mahkemede geçersiz sayılabilir. Bu nedenle, arama işlemlerinde usule sıkı sıkıya uyulması gereklidir. Aksi takdirde, hem sanık hakları hem de delillerin güvenilirliği zarar görebilir.
Sonuç: Arama işlemlerinde tanık bulundurma zorunluluğu, hem adil yargılanma hakkı hem de delillerin güvenilirliği açısından büyük önem taşır. Yargı kararları, arama tanıklarının eksikliği halinde elde edilen delillerin çoğu zaman hukuka aykırı sayılacağını ortaya koymaktadır. Bu nedenle kolluk kuvvetlerinin arama işlemlerinde usule titizlikle uyması gerekir. Aksi takdirde, sanıkların haklarının ihlali ve yargılamanın adil olmaması gibi ciddi sonuçlar doğabilir. Son yıllarda içtihatlar, özellikle belirleyici delilin hukuka aykırı elde edilmesi halinde mahkûmiyet kararlarının bozulmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla, arama işlemlerinde tanık bulundurma yükümlülüğü uygulamada vazgeçilmez bir güvence niteliği taşır.